Press "Enter" to skip to content

Karabağ Zaferi: Türk Coğrafyasının İşgale Seyirci Kalmayacağının Tarihî İspatı

Prof. Dr. Mehmet Yüce

Prof. Dr. Mehmet YÜCE

BAYRAQDAR MEDİA – Azerbaycan’ın Karabağ’da kazandığı zafer, yalnızca bir askerî başarı değil; yıllardır donmuş bir çatışmayı sona erdirerek Güney Kafkasya’nın jeopolitik kodlarını yeniden yazan, bölgesel güç dengelerini köklü biçimde dönüştüren tarihî bir mihenk taşıdır. Bu zafer, işgal altındaki toprakların kurtarılmasının ötesinde, Azerbaycan’ın egemenlik kapasitesini tahkim etmiş; Türkiye ile kurduğu stratejik ortaklığı müttefiklik seviyesine taşımış; Türk Dünyası’nda kolektif güvenlik, ekonomik entegrasyon ve jeostratejik bütünleşme fikrinin somut bir gerçekliğe dönüşmesine öncülük etmiştir. Aynı zamanda Zengezur’dan Orta Koridor’a uzanan yeni bağlantısallık hatlarının önünü açarak Avrasya’nın lojistik, enerji ve ticaret mimarisinde yeni bir dönem başlatmıştır. Bu yönüyle Karabağ Zaferi, sadece geçmişin bir hesabının kapanması değil, Azerbaycan’ın ve Türk Dünyası’nın geleceğe dair stratejik ufkunun küresel jeopolitiğe güçlü bir şekilde kaydedilmesidir.

Post-Sovyet Düzenin Kırılması ve Egemenliğin Yeniden Tesisi

SSCB her ne kadar dağılmış olsa da, eski Sovyet coğrafyasında hâlen çözülemeyen pek çok sorunun temelinde Sovyet döneminden miras kalan yapay sınırlar ve etnik coğrafya ile uyumsuz nüfus mühendisliği politikaları bulunmaktadır. Karabağ meselesinin tarihsel kökeni de bu politikalara dayanmaktadır. Çarlık Rusyası döneminde başlayan ve Sovyet yönetimi boyunca sistematik biçimde sürdürülen bu strateji çerçevesinde, farklı coğrafyalardan getirilen Ermeniler Azerbaycan’ın kadim Türk yurtlarına yerleştirilmiş; ardından bu nüfus demografik baskı unsuru hâline getirilmiştir. Süreci tamamlayan aşamada ise silahlandırılan Ermeni gruplar, terör ve katliam yoluyla Azerbaycan Türklerini ata yurtlarından uzaklaştırmış; böylece bölgede etnik yapının dönüşümü zorla gerçekleştirilmiştir. Bu politikaların nihai amacı, Azerbaycan ile Türkiye arasına adeta bir hançer gibi Ermeni devletçiliğini yerleştirerek, Anadolu ile Türkistan arasındaki tarihsel ve coğrafi bütünlüğü kesintiye uğratmak olmuştur.

Karabağ Zaferi, Azerbaycan’ın yalnızca işgal altındaki topraklarını geri alması değil, aynı zamanda post-Sovyet coğrafyanın “dondurulmuş çatışma” paradigmasını kökten dönüştürmesi açısından tarihsel bir eşik olmuştur. Otuz yıl boyunca uluslararası toplum tarafından pasif biçimde yönetilen ve statükonun meşrulaştırıldığı bir düzen çökmüş; Azerbaycan, uluslararası hukukun toprak bütünlüğü ilkesini sahada yeniden işler hâle getirmiştir. Böylece Bakü hem devlet kapasitesini güçlendirmiş hem de ulusal meşruiyetin en güçlü kaynağı olan egemenlik alanında norm belirleyici bir aktöre dönüşmüştür. İşin özü Karabağ Zaferiyle Azerbaycan tarihinde ilk kez toprak bütünlüğü sağlayarak egemenliğini tam anlamıyla tesis etmiştir.

Güney Kafkasya’daki Güç Mimarisi ve Yeni Jeopolitik Eksen

Karabağ Zaferi, Güney Kafkasya’nın güvenlik mimarisini yeniden biçimlendirmiştir. Rusya’nın geleneksel hegemon konumu, sahadaki etkisinin azalmasıyla tartışmalı hâle gelirken; Türkiye bölgedeki aktivizmi, askeri danışmanlığı ve diplomatik desteğiyle yeni bir güç merkezine dönüşmüştür. İran’ın nüfuz alanı sınırlandırılmış, Ermenistan’ın tek taraflı güvenlik bağımlılığı kırılmış ve Batı’nın bölgeye yönelik “seyirci güç” rolü yerini daha proaktif bir diplomatik çabaya bırakmıştır. Zengezur Koridoruna ABD’ninTrump Köprüsü (TRIPP) projesiyle katılması Güney Kafkasya’da ABD eksenli yeni bir jeopolitik durumun oluşmasına neden olmuştur. Böylece Karabağ Zaferi, Güney Kafkasya’yı tek-kutuplu bir düzenden çok-kutuplu bir rekabet ve iş birliği alanına taşımıştır.

Jeoekonomik Ağların Yeniden Tasarımı: Zengezur ve Orta Koridor

Azerbaycan’ın kazandığı askerî üstünlük, jeoekonomik düzlemde yeni bağlantısallık modellerinin önünü açmıştır. Zengezur Koridoru’nun gündeme gelmesi, yalnızca Azerbaycan ile Nahçıvan arasındaki kesintisiz hattı değil, aynı zamanda Türk Dünyası’nın Hazar’dan Anadolu’ya uzanan stratejik bütünlüğünü temsil etmektedir. Bu koridor, Orta Koridor’un kapasitesini artırarak Çin – Avrupa hattında alternatif bir güzergâh yaratmakta; TANAP, BTK ve liman altyapılarıyla birleştiğinde Azerbaycan’ı enerji ve lojistik alanlarında kilit bir dağıtım ve geçiş ülkesi hâline getirmektedir. Böylece zafer, Avrasya’daki jeoekonomik haritanın merkezine Bakü’yü yerleştiren yapısal bir dönüşüm yaratmıştır.

Türk Dünyasında Kolektif Güvenlik Fikrinin Kurumsallaşması

Karabağ Zaferi, Türk Dünyası için güvenlik mimarisinin soyut bir ideal olmaktan çıkıp somut bir model hâline gelmesini sağlamıştır. Türkiye – Azerbaycan askerî iş birliği, Şuşa Beyannamesi ile stratejik ortaklıktan müttefiklik düzeyine taşınmış; bu model Orta Asya başkentleri için uygulanabilir bir güvenlik referansı oluşturmuştur. Savunma sanayii iş birliğindeki ivme, ortak tatbikatlar, teknoloji transferi ve istihbarat paylaşımı gibi süreçler, Türk Devletleri Teşkilatı’nı jeopolitik bir aktör olma yönünde güçlendirmiştir. Böylece Karabağ, Türk Dünyası’nda yeni bir kolektif stratejik özgüven momenti yaratmıştır. Azerbaycan’ın Gebele şehrinde gerçekleşen TDT Zirvesinde Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in bu eksende teklif ettiği ortak tatbikat görüşü büyük memnuniyetle kabul görmüştür.

Barış Mimarisinin Yeniden İnşası ve Bölgesel Entegrasyonun Kapıları

Savaşın sona ermesi yalnızca bir askerî zaferi değil, aynı zamanda yeni bir barış düzeninin inşası için fırsat penceresini işaret etmektedir. Azerbaycan, “kalkınma merkezli barış” yaklaşımıyla işgalden kurtarılan bölgelerde modern şehircilik, altyapı, enerji ve tarım projeleriyle bölgesel entegrasyonun temellerini atmaktadır. Bu süreç, Ermenistan’ı da uzun vadede daha gerçekçi, daha rasyonel ve daha kapsayıcı bir barış vizyonuna zorlayan yapısal bir baskı yaratmaktadır. Karabağ sonrası dönem, Güney Kafkasya’nın çatışma üretme döngüsünden bağlantısallık–refah eksenli bir paradigma arayışına yöneldiği bir dönem olarak önem taşımaktadır.

Mission News Theme by Compete Themes.