Mert ÖZDEŞ- “Kıbrıs Raporu” Genel yayın yönetmeni. Özel olarak BAYRAQDAR MEDİA için.
BAYRAQDAR MEDİA – Kuzey Kıbrıs Türk Cümhuriyyəti (KKTC) yeni siyasi gərginlik astanasındadır. Səbəb isə müxalifətçi Cümhuriyyət Türk Partisinin davranışlarıdır. Belə ki, parlamentin plenar iclasında CTP-nin 26 aprel tarixində növbədənkənar seçkilərin keçirilməsi ilə bağlı təklifinin təcili qaydada müzakirəyə çıxarılması tələbi müzakirə olunarkən, məsələ siyasi polemikalara səbəb olub. Bəs, növbədənkənar seçki nə qədər real görünür. Kıbrıs Raporu” Genel yayın yönetmeni Mert Özdeşin BAYRAQDAR MEDİA uçun qələmə aldığı köşə yazısında bu suala cavab tapılmağa çalışılıb.
KKTC’de erken seçim tartışmasını yalnızca Meclis çoğunluğu veya hükümetin performansı üzerinden okumak eksik olur. Çünkü bu ülkede siyaset, demografik ve sosyolojik gerçekliklerden doğrudan etkileniyor.
Projeksiyon nüfus 500 bine dayanmışken, kayıtlı seçmen sayısı yaklaşık 218 bin. Yani siyasal kararları belirleyen aktif seçmen kitlesi oldukça dar. Küçük toplum yapısında siyasi aktörler hızla yükselebilirken aynı hızla da yıpranabilir. Bu nedenle sağ ve sol blokların neredeyse dönüşümlü şekilde iktidara gelmesi çoğu zaman ideolojik kırılmadan çok, toplumsal “tükenmişlik” ve “yenilenme” arzusunun sonucu. Bu bağlamda erken seçim talebi sadece hükümet performansına bağlı değil; siyasal döngünün doğal ritmiyle de ilişkili.
Erken Seçim Gerçekçi mi?
Bugünkü Meclis aritmetiği erken seçimi zorunlu kılmıyor. Ancak Başbakan Ünal Üstel’in kullandığı “erken değil, öne alınmış seçim” ifadesi kritik. Burada teknik bir gerçeklik devreye giriyor:Aralık 2026’da yerel seçim anayasal zorunluluk. Genel seçim normal takvime göre Ocak 2027’de. Bu iki seçimin neredeyse arka arkaya yapılması ciddi bir takvim sıkışması yaratır.Yerel ve genel seçim süreçleri iç içe geçerse; Seçim yasakları çakışır, kampanya ekseni kilitlenir, yerel dinamikler genel siyasetin gölgesinde kalabilir, küçük ölçekli kamu yönetimi ciddi idari yük altında kalır.
Bu nedenle kulislerde konuşulan en rasyonel senaryo şu:Yerel seçim takvimi sabit kalırken genel seçimin birkaç ay öne alınması. Bu durumda mesele erken seçim değil; takvim optimizasyonu olur.
En Uzun Ömürlü Hükümet için Erken Seçim Ne Kadar Haklı Bir Talep?
Üstel hükümeti yaklaşık üç yıl dokuz ay süren görev süresiyle istisnai bir örnek oluşturdu. KKTC’nin 40 yılı aşkın tarihinde 28 hükümet kurulmuş olması düşünüldüğünde bu önemli bir veri. Ancak küçük toplum siyasetinde süre tek başına meşruiyet üretmez. 218 bin seçmenin bulunduğu bir sistemde siyasal yıpranma çok hızlı gerçekleşir. Bu nedenle muhalefetin erken seçim talebi, “istikrarı bozma” değil, “yeniden toplumsal yetki isteme” çerçevesinde sunuluyor. Buradaki temel soru şu:İstikrar mı daha öncelikli, yoksa tazelenmiş bir demokratik yetki mi?
CTP İktidarı ve Kıbrıs Dosyası
Bağlamı genişlettiğimizde mesele sadece iç siyaset değil. Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Kıbrıs’ta federasyon temelinde çözümü savunuyor. Son Cumhurbaşkanlığı seçimini CTP adayı Tufan Erhürman’ın kazanması, partililer tarafından çözüm perspektifinde federal tezlerin yeniden güç kazandığı şeklinde yorumlanıyor.
Eğer erken ya da öne alınmış seçim sonucu CTP iktidara gelirse, Cumhurbaşkanlığı ile hükümet arasında çözüm perspektifinde daha uyumlu bir hat oluşabilir. Ancak burada belirleyici unsur Ankara’nın yaklaşımı olacaktır. Türkiye son dönemde iki devletli çözüm tezini güçlü biçimde savunuyor. Dolayısıyla CTP’nin olası iktidarı, Ankara-Lefkoşa hattında yeni bir denge arayışını zorunlu kılabilir.
Sandık Kaçınılmaz, Zamanlama Stratejik
KKTC’de erken seçim bugün için kaçınılmaz görünmüyor. Ancak 2026 yılı içinde genel seçimin öne alınması güçlü bir ihtimal. Asıl mesele şudur:Bu seçim bir kriz sonucu mu yapılacak, yoksa takvim mühendisliğiyle kontrollü biçimde mi?
Küçük ve hızlı siyasal tüketim yaşayan bir toplumda sandık yalnızca iktidarı değil, sistemi de resetleme işlevi görüyor.
Bakü ve diger kardeş diyarlardan bakıldığında ise mesele şudur: KKTC’de seçim takvimi yalnızca iç siyaset değil; Kıbrıs müzakere zemini, Ankara ile ilişkiler ve Doğu Akdeniz jeopolitiği açısından da önemli sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle önümüzdeki süreçte “erken seçim” tartışmasından çok, “seçimin hangi stratejik bağlamda yapılacağı” sorusu önem kazanacak.







