Press "Enter" to skip to content

Korkma’dan İstiklal’e

Şeyma Bilgi

BAYRAQDAR MEDİA – Bu gün, iyulun 15-də qardaş Türkiyədə FETÖ-nun çevriliçə cəhdinin 10-cu ildönümü tamam olur. Manisada fəaliyyət göstərən Kanal 45 xəbər portalında köşə yazıları ilə çıxış edən Şeyma Bilgi də bu 10 ilin fonunda baş verənlərə özünəməxsus şəkildə yanaşıb. Onun BAYRAQDAR MEDİA üçün məxsusi olaraq qələmə aldığı yazını təqdim edirik:

Öyle bir millet düşünün ki tarihini mürekkeple değil, kanıyla yazmış olsun… Bağımsızlığı uğruna canını da cananını da geride bırakabilmiş, istiklali uğruna yazdığı marşı dahi “Korkma!” diye başlamış bir millet…

İnsan bazen düşünmeden edemiyor; bir milleti ayakta tutan gerçekten nedir? Güçlü ordular mı, sağlam ekonomiler mi, yoksa aynı bayrağın altında birleşebilen ortak bir vicdan mı? Kanaatimce millet olmanın asıl mayası, zor zamanlarda verilen ortak imtihandır. Rahat günler kalabalık oluşturur, zor günler ise millet.

15 Temmuz da bana göre böyle bir imtihandı. O gece yaşananları yalnızca bir darbe teşebbüsü olarak tarif etmek, meselenin görünen kısmıyla yetinmektir. Çünkü hedef, sadece devletin idaresi değildi. Bir milletin kendi iradesine olan inancı, devletine duyduğu aidiyet ve yarınlara bırakacağı hafızasıydı.

Tarih bize şunu öğretmiştir; bu coğrafyada bağımsızlık hiçbir zaman hediye edilmedi. Her nesil onu yeniden muhafaza etmek zorunda kaldı. Belki de bu yüzden İstiklâl Marşı’nın ilk kelimesi “Korkma”dır. Bu hitap, korkuyu bilmeyenlere değil; korkusuna rağmen istikametinden vazgeçmeyen bir millete söylenmiştir.

İşte tam da bu sebeple, o gece sokaklara çıkan insanların elinde yalnızca bayrak yoktu. Omuzlarında dedelerinden tevarüs eden bir emanet vardı. Kimisi bunun adını vatan dedi, kimisi istiklal, kimisi ise evlatlarına bırakacağı yarın… İsmi değişse de korumaya çalıştıkları şey aynıydı.

Milletlerin hafızasında bazı geceler vardır ki yalnız yaşandığı güne ait değildir. Aradan yıllar geçse de her hatırlanışında aynı hissi uyandırır. Çünkü o geceler, takvim yapraklarından çıkıp milletin karakterine dönüşür.

15 Temmuz’un bir başka hakikati daha vardı. Kardeşlik, en çok zor günlerde kendini belli eder. Dostluk, iyi günde edilen güzel cümlelerle değil; zor zamanda alınan tavırla anlam kazanır.

Azerbaycan’ın ilk andan itibaren Türkiye’nin yanında durması bu yüzden hiç şaşırtıcı değildi. Aynı tarihin yükünü omuzlayan, bağımsızlığın bedelini şehitleriyle ödemiş bir milletin sessiz kalması zaten beklenemezdi. Karabağ’ın acısını yaşamış bir ülke, Türkiye’nin yaşadığı tehdidi kendinden ayrı okumadı. Sınırlar farklıydı belki ama hissedilen kaygı ortaktı.

“Bir millet, iki devlet.” sözü yıllardır söyleniyor. Fakat bazı cümleler, anlamını kürsülerde değil, kırılma anlarında bulur. 15 Temmuz gecesi söylenen her destek mesajı, kurulan her dayanışma cümlesi, bu ifadenin kuru bir slogan olmadığını bir kez daha gösterdi.

Bugün geriye baktığımızda geride kalan yalnızca bastırılmış bir darbe girişimi değildir. Aynı zamanda millet olmanın ne anlama geldiğini yeniden hatırlatan bir tecrübedir. Çünkü bazı zaferler cephede kazanılır, bazıları ise bir milletin vazgeçmeyeceği değerleri yeniden hatırlamasıyla…

Hasılıkelâm; tarih, bazı milletleri sahip oldukları zenginliklerle değil, vazgeçmedikleri değerlerle hatırlar. Türk milleti de asırlardır istiklalini, bayrağını ve hür iradesini muhafaza etmenin bedelini ödeyerek bugünlere gelmiştir. Dileğimiz odur ki gelecek nesiller, 15 Temmuz’u yalnızca bir tarihten ibaret görmesin; millet olmanın, birlik olmanın ve bağımsızlığın ne denli büyük bir emanet olduğunu da idrak etsin.

Ve elbette bu emanetin en kıymetli şahitlerinden biri de can Azerbaycan’dır. Çünkü kardeşlik, aynı dili konuşmaktan önce aynı yüreğin sızısını hissedebilmektir. 15 Temmuz gecesi Türkiye’nin yanında duran Azerbaycan, aslında tarihin derinliklerinden bugüne uzanan kardeşlik hukukuna sahip çıkmıştır. Dün Çanakkale’nin duasında, bugün Karabağ’ın mücadelesinde ve 15 Temmuz’un karanlık gecesinde aynı hissiyatla atan iki yürek, yarın da aynı istikamette yürümeye devam edecektir.

Zira bir millet, iki devlet sözü; diplomatik bir söylemden öte, acıda omuz verenin, sevinçte gönül verenin ve gerektiğinde aynı istiklal uğruna saf tutanın tarifidir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bu sarsılmaz bağın, gelecek nesillere de aynı inanç ve aynı kardeşlik ruhuyla intikal etmesi temennisiyle…

İlk şərhi yaza bilərsiniz

Lütfən, buyurub bir şərh yaza bilərsiniz

Sizin e-poçt ünvanınız dərc edilməyəcəkdir. Gərəkli sahələr * ilə işarələnmişdir

Mission News Theme by Compete Themes.