Bayraqdar.info – Türkçenin 14. Uluslararası Şiir Şöleninde Ziya Paşa Büyük Ödülü’nü alan Ramiz Gusarçaylı ile hayatı, sanatı ve şiir şöleni üzerine konuştuk.
Şair-yazar Ramiz Gusarçaylı’ya yazar dostum Selçuk Karakılıç vasıtasıyla ulaşmış, şiir şölenine davet etmiştik. Ramiz Gusarçaylı Azerbaycan’da tanınan aktif bir şair. Şiirleri, nesirleri yanında yabancı dilden çevirileri de bulunuyor. Türkçenin 14. Uluslararası Şiir Şöleninde Ziya Paşa Büyük Ödülü’nü alan Ramiz Gusarçaylı ile hayatı, sanatı ve Şiir şöleni üzerine konuştuk.
-Türkiye Yazarlar Birliği’nin geleneksel olarak iki yılda bir gerçekleştirdiği Türkçenin 14. Uluslararası Şiir Şöleninde Ziya Paşa Büyük Ödülü’ne layık görüldünüz. Biz sizi tanıyoruz, ama Türk okuyucuların daha yakından tanıması için kendinizi tanıtır mısınız?
-1958-ci yılı Aralık ayının 25’de Azerbaycan’da, Guba şehrinin Çartepe köyünde doğdum. 8 yıllık eğitimimi Guba’da, liseyi ise Bakü’de fizik-matematik okulunda, yüksek öğretimi Bakü Politeknik ve Moskova Devlet Sosial üniversitelerinde aldım. 1977-1979. yıllarda askerlik yaptım. Ukrayna’da, Rusya’da, Bakü’de çeşitli görevlerde çalıştım. Şu anda Guba’da Bölgesel Basın Yayımı şirketinin müdürüyüm. Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin ve Irak Türkmen Yazarlar Birliği’nin üyesiyim. Azerbaycan Yazarlar Birliği Guba Temsilcisiyim. “Ay Işığı” Edebi Meclisinin Kurucusu ve Koordinatörüyüm. Bizim Guba edebi ortamı ile bağlı bir az geniş konuşmak istiyorum. Temeli büyük fikir adamı Abaskulu Ağa Bakıhanov tarafından 1835 yılında atılan Guba edebi ortamının ahate dairesi Rusya’dan bir çok Avrupa ülkelerine kadar uzanmış, milli edebiyatımızın ve medeniyetimizin zenginleştirilmesi sahesinde büyük katkılarını vermiştir.
Azerbaycan’ın edebiyat ve medeniyet tarihinin bir sıra anlamlı ve ilginç sayfaları Guba ile bağlıdır. 1830’lu yıllarda Tiflis’te Azerbaycan türkçesinde 300 sayıdan oluşan “Tatar ehbari” gazetesinin gubalılar arasında 30’a yakın abonesi vardı.
Sovyetler Birliği dağıldıkdan sonra Azerbaycan bağımsız memleket olunca Guba edebi çevresinin modern sahnesi olarak 1993. yılda bölge yazarlarını birleştiren “Ay Işığı” adlı edebi meclis kurdum ve hali hazırda meclisin başkanıyım. “Ay Işığı” edebi meclisi kadim tarihi olan Guba’nın zengin medeniyetinden, büyüleyici tabiatından, Şah dağından Hazara kadar bir araziyi kapsayan yeraltı ve yerüstü doğal zenginliklerinden kaynaklanıp ülkenin çokmilletli bir arazisinde söze sadakat, edebi arkadaş canlısı ve samimiyet yaratdı… 1994. yıldan itibaren “Ay Işığı” edebi meclisinin almanakları yayımlandı, Cumhuriyet’in dergi ve gazetelerinde bölge yazarlarının yazıları düzenli olarak yayınlandı. Meclisin toplantılarına Bakü ile yanaşı Türkiye’den, Tebriz’den, Derbent’ten, Borçalı’dan, Nahçivan’dan ve diger bölgelerden misafirler geldi. 1998 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Milli Sorunlar üzre Devlet Müşavirligi “Ay Işığı” edebi meclisini tebrik etdi. Halk şairi Bahtiyar Vahabzade yazdı: Türkiye’nin de, Azerbaycan’ın da bayraklarında ortak bir şekil vardır ki, o da Aydır. İnşaallah, bu “Ay Işığı” da Türkiye-Azerbaycan dostluğunun muhteşemliyine büyük önem vermiş ve verecektir! Şu anda “Ay Işığı” edebi meclisi Guba’da Azerbaycan Yazarlar Birliğinin bir önemli koludur. Bu kol Azerbaycan Yazarlar Birliği Guba Temsilciliyi gibi faaliyet göstermekte ve bendeniz ŞubeninTemsilcisidir.
-Şiir başta olmak üzere edebiyatın diğer dallarında da eserleriniz bulunmaktadır. Uzun yıllar yazı hayatının içinde olan biri olarak bu sanat dalları içinde kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz?
-Tabii ki, şiirden başka edebiyatın diğer dallarında da eserlerim vardır. Yabancı ünlü şairler ve yazarlardan tercümelerim vardır. Tercüme sanatı çok ağır sorundur, yani bunun için zengin tecrübeye, derin bilgiye, nadir yeteneğe sahip olmalısın ki, ciddi tercüme yarata bilesin. Ayni zamanda tercüme ettiğin yazarı duymayı, hissetmeyi, nefesini, ruhunu, kalp atışlarını yaşamayı bilmelisin. Aksi halde zahmetin boşa gider. Edebiyatta asıl konum şiirdir. Bir röportajımda dedim, -Peygamberimiz buyurmuş ki, Kıyamet kopacağını bilsen bile, elindeki fidanı torpağa bastır. Şiir kıyamet öncesi toprağa bastırılan fidan gibidir. Şairlik hem o fidanın kıyametinden başlıyor. Şiirse kıyametin ta kendisidir. Şair yüreğinde güvercin sütü var. Yavru dertleri besleyerek büyütmek içindir bu. Şiir dert büyütenlerin kıyametidir. Ölüm öncesi yüze oturan güzellik yeni yağmış kar gibidir. Ömrü eriyene kadardır. Sonra kıyametin güzelliği başlıyor. Şiir dut gibidir, yetişince dibine dökülür. Dibine döküldüyünde şair olurum. Dayazlık, kökün yüzde olmasıdır. Kökü yüzde olanlar tez ele gelir. Bu, edebiyata tek tek gelip toplu gitmekdir. Çabuk ele gelenlerin kıyameti olmaz. Şiir benim kıyametimdir. Beni edebiyata ve şiire bağlayan bu “kıyametim” oldu.
-Şiire nasıl başladınız, şiir serüveninizi anlatır mısınız?
-7-8 yaşlarımda küçük şiir parçaları yazıyordum, şiirlerimi ilk okul ögretmenime okurdum, ilk tavsiyelerini dinlediğimde şair olacağıma emin oldum. Yıllar geçtikce şiirlerim Bakü’de basılan dergilerde görünmeye başladı. 14 yaşımda “Bağban” adlı şiirim altı yüz bin sayıda yayımlanan “Azerbaycan gençleri” gazetesinde çıktı ve tüm Azerbaycan okurları ismimi tanıdı. 17 yaşımda Azerbaycan Yazarlar Birliği’nde büyük söz üstadı, şair Osman Sarıvelli ile görüştüm, şiirlerimi okudum, dinledi, bilgecesine gülümsedi ve dedi ki, oğul, güzel şair olacaksın, takma adın da benden gelsin ve bana “Qusarçaylı” takma adını verdi, basın sayfalarında yaratıcılığım hakkında makale ile uğurlu yol diledi. Gusarçay doğduğum köyden geçen bir çayın adı. 50 senedir şiir ve tercümeyle uğraşıyorum. Bugüne kadar “Çöregim taştan çıkar”, “Ömür kapıları”, “Bir çiçek akşamı”, “Ne güzeldi yolun, Allah”, “Almalı kitap”, “Gidesin dünyanın sonuna kadar” ve “Vatan” isimli şiir ve “Göğem ağacı” isimli tercüme kitaplarım, “Guba” adlı foto-albümüm, “Ay Işığı” adlı beş şiir toplum yayınlandı. Şiirlerime şarkılar, marşlar yazılmış, ünlü sanatçılar tarafından bestelenmiştir. Azerbaycan’ın ünlü şair ve aydınları, rahemtli Prof. Dr. Vagif Arzumanlı benim hayat ve yaratıcılığıma “Tabiat, gayret, hakikat şairi” isimli, Prof. Dr. Şahin Fazil “Sözleri ecazdı Gusarçaylının” isimli, şair Zakir Mehmet “Hakkın celali Gusarçaylı şiirinde” isimli, şair Gülare Aydın “Beni yaman tutup şiir havası” isimli ve şair Garib Aşkari “Elini ver, Gusarçaylı” adlı kitaplar yayınlamışlardır. Genel olarak benim hayat ve yaratıcılığıma 700’den fazla makale, şiir, esse, ilmi ve bedii yazılar, kurs ve diploma işleri, dissertasyonlar yazılmıştır. Şiirlerim İngiliz, Rus, Ukrayna, Kazak, Özbek, Fars ve Dağıstan halklarının dillerine çevrilmiş, kitaplarım Rusya, Ukrayna ve İran’da yayımlanmıştır. Kendim Macar, İtalyan, İspan, İngiliz, Rus, Ukrayna dillerinden çevirdiğim şiirleri “Göğem ağacı” adlı kitabımda yayınlamışımdır.
-Her şairin kendine has anlayışı vardır. Bu bağlamda şiirinizi ve poetikanızı öğrenebilir miyiz?
-Benim şiirlerimin ilk mevzuları tabiat konulu olmuştur. Takiben zahmetsever, helal ve Vatan sevdalı insan konulu, Vatanın tarihi, Bayrak, Karabağ konulu olmuşdur. 2021 yılının sonunda yayımlanan “Vatan” destanı 30 yıllık hazırlık zamanının sonucudur. Azerbaycan’ın bağımsızlık yıllarından sonra Vatan hakkında eser yazmak düşüncesi beni hiç rahat bırakmadı. Bağımsızlığın ilk yıllarında ülkede dergi ve gazetelerin sayı daha fazla oldu. Azerbaycan’ın tarihi, halkımızın başına getirilen musibet ve felaketler, devrin içtimai-siyasi vaziyeti hakkında gazetelerde bol bol makaleler yayınlanıyordu. Sovyetler Birliği yıllarında ise böyle makalelerin, yazıların yazılması yasaklanmıştı. Benim o zamanlar Azerbaycan’ın tarihi, ilkin kaynaklar hakkında bazi nüansları daha yakından öğrenmek fırsatım oldu. Öğrendiğim tüm bilgiler, Azerbaycan’ın arazi bütünlüğüne edilen kastler, Ermeniler’in ve diger yabancı kuvvetlerin halkımıza karşı haksız savaşı, bu yıllar sırasında Azerbaycan’ın tanık olduğu kanlı kadalı günler beni Vatan hakkında kamil bir bedii örnek yaratmaya sevk etti. “Vatan” destanı yazılana kadar dizi Vatan motifli şiirler yazıyordum. Özellikle 2005. yılda “Azerbaycan Bayrağı” şiiri de demin sadaladığım amillerin bana etkisinin sonucu olarak yarandı. O şiir büyük uğur kazandı, dersliklere salındı, çeşitli kitaplarda yayınlandı, askeri ve diğer devlet merasimlerinde söylenilmekte. 2020. yılda Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’in Bakü’de düzenlenen “Zafer” Paradı’nın Az.TV’de “Azerbaycan Bayrağı” şiirim ile açılmasından gurur duydum. 2022. yılda Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin İstiklal şairimiz Ahmet Cevat’ın şerefine tasis etdigi ilk “Ahmet Cevat Büyük Ödülü”ne layık görüldüm.

-Azerbaycan’da büyük şairler, sanatçılar yetişmiş. Örneğin Üzeyir Hacıbeyli, Samed Vurgun, Bahtiyar Vahapzade, Nebi Hazri, Mehmet İsmail, Şehriyar, Sehend, Ali Tebrizi gibi önemli kişiler. Azerbaycan edebiyatının içinde dâhil olduğunuz bir şiir ekolü var mıdır?
-1974-1976. yıllarda Bakü’de fizik-matematik lisesinde öğrenci olduğum zaman halk şairi Söhrab Tahirin başkanlık ettiği, daha sonralar ise Mehmet İsmailin başkanı olduğu edebi birliklerin üyesi oldum. Yakın olduğum halk şairleri Bahtiyar Vahapzade’den, Mehmet Araz’dan, Nebi Hazri’den, Hüseyin Arif’ten, Neriman Hasanzade’den ve başka söz ustalarından faydalandım. Muhammed Fuzuli, Seyid Azim Şirvani, Mirze Alekper Sabir, Hüseyin Cavit ve Samed Vurgun benim manevi ustalarım olmuş.
-Türkiye Yazarlar Birliği’nin İstanbul’da yapmış olduğu “Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni”nde “Ziya Paşa Büyük Ödülü”nü aldınız. Bu konuda neler söylersiniz?
-Türkiye Yazarlar Birliği’nin İstanbul’da yapmış olduğu “Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni”nde “Ziya Paşa Büyük Ödülü”nü almamı hayat ve yaratıcılığıma verilen en muhteşem değer gibi kabul ettim. Daha önce Azerbaycan’da Şahmar Ekberzade Uluslararası Büyük Ödülü, Aşık Alasker-200 Büyük Ödülü ve Ahmet Cevat Büyük Ödülü aldım. Ziya Paşa Büyük Ödülü ise benim için unutulmayacak sürpriz gibi hafızamda ebedi yaşayacaktır.
-Bu ödülü almadan önce Ziya Paşa’yı biliyor muydunuz? Onun şiiriyle kendi şiiriniz arasında bir değerlendirme yapar mısınız?
-Türkiye Yazarlar Birliği’nin İstanbul’da yapmış olduğu “Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni”nde Ziya Paşa Büyük Ödülünü almazdan önce Ziya Paşayı – Abdülhamit Ziyaeddin’i XIX yüzyılda yaşamış-yaratmış yeni Divan edebiyatının banilerinden biri, Hacı Bektaş’ın ve Hazreti Mevlane’nin manevi devamcısı gibi, ayni zamanda o devrin seçilen ünlü şairi gibi tanıyordum. Hatta bir süre muhacir hayatı yaşadığını da duymuştum. Öyle bir şairin ismini taşıyan ödülü almak büyük şereftir. Eğer ömür vefa ederse büyük Turan, Türk Dünyası, Bütöv Azerbaycan hakkında bir eser yazmayı planlıyorum. Hatta derim ki, yazmaya başladım. Bu Şahmar Ekberzade’nin, Ahmet Cevat’ın, Aşık Alaskerin, ayni zamanda büyük Ziya Paşa’nın ruhuna sayğı borcum olur. “Azerbaycan Bayrağı” şiiri ve “Vatan” destanı benim kaderimin şah eserleridir. “Azerbaycan Bayrağı” şiirini yazdığımda Arif Nihat Asya’nın şiir Bayrağını, Mehmet Akif Ersoy’un mühteşem İstiklalını nasıl öpüp gözümün üstüne bastıysam “Vatan” destanını yazdığımda da Necip Fazil Kısakürek’in ulu Sakarya’sını ve Ziya Paşa’nın uca Zafernamesi’ni öpüp yüreğimin başına koydum.
-Türkiye Yazarlar Birliği’nin iki yılda bir yapmış olduğu “Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni” hakkında neler söylersiniz?
-Bana göre Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni Türk Dünyası adına mükemmel ve gururverici bir kültür hadisesidir. Festivalin teşkilinde Şiir Şöleninin Daimi Heyet Başkanı sayın Mehmet Doğan’ın ve Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı Musa Kazım Arıca’nın zahmeti eşsizdir. Onların çabaları neticesinde Türk Dünyası’nda sözün asil manasında şiir şöleni düzenlendi. “Türkçe’nin Uluslararası Şiir Şöleni”nin Atatürk Kültür Merkezindeki açılış merasiminde Dr. Mehmet Doğan’la, TYB Genel Başkanı Musa Kazım Arıcan’la, Kültür ve Turizm Bakanı Yardımçısı Ahmet Misbah Demircan gibi çok hürmetli aydınlarla bir sırada bana da söz söylemek nasip oldu. Bunun için zahmeti geçen herkese teşekkür etmek isterim. Dr. Mehmet Doğanla, Musa Kazım Arıcan’la yüz-yüze, göz-göze, yürek-yüreğe şiirin, düşüncenin duygusal ifade biçiminden, sözün gücünden ve şiirin sabahlarımıza ışık olmaya devam edeceginden, farklı lehçelerde zengin eserlere sahip Türk Dünyası’ndan, yaşadığımız coğrafyada şiir varlığının dostluğun, barışın ve sevginin evrensel sesi olduğundan konuşup gönül sohbeti ettik, saygılı yazarlarımız Nurullah Genç’i, Mahmud Bıyıklı’yı, Metin Önal Mengüşoğlu’yu, Bestami Yazgan’ı, Mehmet Kurtoğlu’nu ve başka Türkiyeli şairleri yakından tanıdım, Eşkabil Şükür’le, Altunbek İsmail’le ödül aldım, Kırğızistan, Özbekistan, Kazakistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkmenistan, Tebriz, Irak, Bulgaristan, Kuzey Makedonya, Doğu Türküstan, Tatarıstan’dan, Başkurdistan ve Yunanistan’dan şölene katılmış yazarlarla Türk Dünyası’nın muhteşem manavi birliğinden bahsettik. İstanbul’un şiirini, şiirin İstanbul’unu yaşadım, Türkcemizin ebedi yaşarılığına emin oldum. Sevindim ki, hakikaten Turan’a giden yol artık görünmeye başladı. O yolun kurucularından biri de yaratıcı insanlardır, şairlerdir. İstanbul’daki şiir şöleninde bir daha emin oldum ki, büyük Turan kurulacaktır.
-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
-Tabii ki, “Azerbaycan Bayrağı” şiirimi İstanbul’da seslendirmeğimden gurur duydum. “Azerbaycan Bayrağı” şiirini söylerken karşımda 14-15 ülkenin şairleri olduğundan kendimi Tebriz’de, Urmiya’da, Borçalı’da, Derbent’te, Kerkük’te, Doğu Türküstan’da, Kuzey Kıbrıs’ta, Türkiye’nin tüm bölgelerinde hissettim. Mısraları okudukça tüm şairlerin gözlerinde işık görüyordum, ayni zamanda kendime yönelen sevgili, duyğulu yüzlerdeki ihtiramı, itimadı, inamı yaşadım. Çünkü “Azerbaycan Bayrağı” şiirini galip halkın şairi gibi okudukca gözümün önünde Büyük Türk Dünyası’nın tüm harıtası canlandı. Bu kendim adına büyük gururdu.
Söyleşi Türkiye Yazarlar Birliği sitesinden alıntıdır.













