ABD’nin Artan Angajmanı Bağlamında TDT–GUAM Kesişiminde Olası Bir “Avrasya Barış ve Güvenlik Platformu”
Prof. Dr. Mehmet Yüce
Bu gün qlobal məkanda bir-birindən maraqlı və maraqlı olduğu qədər də mürəkkəb proseslər baş verir. Məhz bu kontekstdə perspektivdə yeni birlik və ittifaqların, yaxud da konfederasiya və platformaların yaradılması da mümkün görünür. Öz növbəsində siyasi ekspert Əkbər Qoşalının fevralın 12-də BAYRAQDAR MEDİA-da dərc edilən “Zəfərin verdiyi məsuliyyət” adlı müəllif yazısında bu istiqamətdə maraqlı təklif və ehtimallar öz əskini tapıb. Məhz burada yola çıxaraq “Yeni dünya düzəni kontekstində ABŞ-ın Orta Asiyaya, Türk Dövlətləri Təşkilatı (TDT) coğrafiyasına və Güney Qafqaza daha isti münasibəti gələcəkdə yeni birliyin, konfederasiya, yaxud Alyansın yaranmasına rəvac verə bilərmi?”, “Belə bir birləşmədə həm GUAM, həm TDT, ümumilikdə Orta Asiya, Güney Qafqaz (Ermənistan da daxil olmaqla), daxil olması nə qədər real görünür?” suallarına cavab tapmağa çalışdıq.
Bununla bağlı mövqelərin verilməini davam edirik. Beləliklə, Prof. Dr. Mehmet Yücenin BAYRAQDAR MEDİA üçün özəl olaraq yazdığı müəllif yazısını təqdim edirik.
Günümüzde uluslararası sistemde belirginleşen yapısal dönüşüm süreci, ABD’nin Orta Asya, Güney Kafkasya ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) coğrafyasına yönelik artan ilgisini daha bütüncül bir çerçevede değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda temel soru, Washington’un bölgeye yönelik artan angajmanının yeni ve sürdürülebilir bir kurumsal yapılanmanın ortaya çıkmasına zemin hazırlayıp hazırlayamayacağıdır. Bu soruya yanıt ararken, TDT ile GUAM arasındaki potansiyel işbirliği alanları, ABD’nin C5+1 platformu üzerinden yürüttüğü bölgesel diplomasi, Trump döneminde belirginleşen transaksiyonel dış politika yaklaşımı ve Orta Asya ile Güney Kafkasya’nın yükselen jeoekonomik önemi birlikte ve bütüncül bir perspektifle ele alınmalıdır.
Bu çerçevede yapılan değerlendirme, bağlayıcı kolektif savunma hükümleri içermeyen, esnek ve proje-temelli bir bölgesel işbirliği platformunun kısa ve orta vadede ortaya çıkma ihtimalinin bulunduğunu göstermektedir. Buna karşılık, konfederatif bir yapı ya da kolektif savunma temelli daha ileri düzey bir birlik modelinin, mevcut jeopolitik dengeler, büyük güç rekabeti ve bölge ülkelerinin çok-vektörlü dış politika tercihleri dikkate alındığında düşük bir olasılık taşıdığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu momentten, büyük güç rekabetinin belirginleştiği çok katmanlı bir düzene dönüşmüştür. Bu dönüşüm sürecinde Orta Asya ve Güney Kafkasya, sadece enerji ve ulaştırma koridorlarının geçiş alanı olarak değil, aynı zamanda norm üretimi, güvenlik mimarisi ve bölgesel dayanıklılık kapasitesi bakımından da stratejik önem kazanmıştır.
Özellikle ABD’nin son yıllarda Orta Asya’ya yönelik diplomatik aktivitesinin artması, C5+1 mekanizmasının kurumsallaşması ve Güney Kafkasya’daki arabuluculuk girişimleri, bölgeyi yeniden küresel rekabetin merkezine taşımıştır. Bu bağlamda şu soru önem kazanmaktadır: “ABD’nin Orta Asya ve Güney Kafkasya’ya yönelik daha sıcak yaklaşımı, TDT ve GUAM gibi mevcut bölgesel yapıları kapsayacak yeni bir şemsiye güvenlik ve işbirliği platformunun oluşmasına zemin hazırlayabilir mi?”
I. Tarihsel Arka Plan: ABD’nin Orta Asya ve Güney Kafkasya Politikası ABD’nin bölgeye ilgisi üç tarihsel aşamada incelenebilir:
1.Soğuk Savaş Sonrası Dönem (1991–2001)
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ABD, bölgeyi “bağımsızlık, enerji çeşitlendirmesi ve demokratikleşme” ekseninde değerlendirmiştir. GUAM’ın 1997’de kuruluşu, egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerini vurgulayan normatif bir bölgesel tepki olarak ortaya çıkmıştır.
2.11 Eylül Sonrası Güvenlik Odaklı Dönem (2001–2014)
Afganistan operasyonu, Orta Asya’yı ABD için lojistik ve askeri açıdan kritik hâle getirmiştir. Ancak bu dönem güvenlik ağırlıklı olup kurumsal bütünleşmeye dönüşmemiştir.
3.Büyük Güç Rekabeti ve Jeoekonomik Dönem (2014–günümüz)
Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ve Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği projeleri karşısında ABD, Orta Asya’ya giderek daha fazla jeoekonomik bir perspektifle yaklaşmaktadır. Bu yaklaşımın merkezinde bağlantısallık, tedarik zinciri güvenliği ve özellikle kritik mineraller yer almaktadır. Trump döneminde nadir toprak elementlerine yönelik artan ilgi, Çin’in bu alandaki hâkimiyetini azaltma ve stratejik sektörlerde arz güvenliğini sağlama amacıyla şekillenmiştir. Bu çerçevede Orta Asya, alternatif ve güvenilir bir kaynak bölgesi olarak öne çıkmış; C5+1 platformu ise enerji, ulaştırma ve kritik madenler alanında işbirliğini kurumsallaştıran temel araçlardan biri hâline gelmiştir.
II. Bölgesel Yapıların Karşılaştırmalı Analizi
1.GUAM’ın Normatif ve Jeoekonomik Çerçevesi
GUAM, egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkeleri temelinde kurulmuş ve Avrupa yönelimi güçlü olan bir bölgesel işbirliği platformudur. Örgütün ortaya çıkışı, Sovyet sonrası dönemde üye devletlerin bağımsızlıklarını pekiştirme ve dış politika alanında daha otonom hareket etme arayışıyla yakından ilişkilidir. Bu çerçevede bölgesel istikrarın korunması, ayrılıkçı çatışmaların yönetimi ve devlet egemenliğinin vurgulanması GUAM’ın normatif temelini oluşturmaktadır.
Jeoekonomik açıdan ise enerji güvenliği, ulaştırma hatlarının geliştirilmesi ve ticaretin kolaylaştırılması örgütün öncelikli gündem başlıklarıdır. Özellikle Hazar havzası ile Avrupa arasında alternatif enerji ve taşımacılık koridorlarının oluşturulması, GUAM’ın stratejik önemini artırmaktadır. Gümrük süreçlerinin uyumlaştırılması ve lojistik altyapının güçlendirilmesi de örgütün ekonomik boyutunu tamamlayan unsurlar arasında yer almaktadır.
2.Türk Devletleri Teşkilatı’nın Kurumsal Genişleme Eğilimi
Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), başlangıçta kültürel ve kimlik temelli işbirliği zemininde şekillenmiş olmakla birlikte, son yıllarda ekonomik entegrasyon, ulaştırma ağları ve bölgesel güvenlik başlıklarında daha kurumsal bir kapasite geliştirme eğilimi göstermektedir. Özellikle Orta Koridor’un güçlendirilmesi, dijital ticaret, ulaştırma bağlantılarının artırılması ve ekonomik dayanıklılık gibi konular teşkilatın gündeminde ön plana çıkmaktadır.
TDT’nin genişleyen kurumsal yapısı, yalnızca sembolik dayanışma değil; somut proje ve politika koordinasyonu üretme kapasitesine doğru evrildiğini göstermektedir. Bu durum, teşkilatı Avrasya’daki jeoekonomik rekabet bağlamında daha görünür bir aktör hâline getirmektedir.
III. Trump Politikaları ve Transaksiyonel Dış Politika
Donald Trump döneminde ABD dış politikası, çok taraflı ve kurumsal genişlemeye dayalı güvenlik mimarilerinden ziyade “yük paylaşımı”, maliyet-fayda hesabı ve anlaşma temelli ikili ya da sınırlı çok taraflı işbirliği anlayışına dayanmıştır. Trump’ın NATO müttefiklerine yönelik savunma harcamaları konusundaki sert eleştirileri ve zaman zaman ABD’nin NATO’dan çekilebileceğine dair açıklamaları, Washington’un kolektif savunma yükümlülüklerini otomatik ve koşulsuz bir güvenlik taahhüdü olarak görmekten uzaklaştığını göstermiştir. Bu yaklaşım, yeni bir konfederatif yapı ya da bağlayıcı savunma maddesi içeren bölgesel bir ittifak modelinin ABD açısından siyasi ve stratejik olarak cazip olmadığını ortaya koymaktadır.
Buna karşılık Trump döneminin transaksiyonel ve sonuç odaklı dış politika pratiği, somut ekonomik ve stratejik kazanım üretme potansiyeli bulunan proje-bazlı işbirliklerini daha mümkün kılmaktadır. Bu çerçevede ABD’nin Orta Asya ve Güney Kafkasya’ya yönelik sıcak yaklaşımı, NATO benzeri bir kolektif savunma mekanizması oluşturma arayışından ziyade; kritik minerallerin tedarik zincirinin çeşitlendirilmesi, enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi, lojistik hatların dayanıklılığının artırılması ve dijital altyapı güvenliğinin sağlanması gibi alanlarda modüler ve esnek bir işbirliği modeline yönelme eğilimi gösterebilir. Bu yaklaşım, hem ABD’nin yük paylaşımı hassasiyetini korumakta hem de büyük güç rekabeti bağlamında jeoekonomik çıkarlarını güvence altına almasına imkân tanımaktadır.
IV. Olası Model: “Avrasya Barış ve Güvenlik Platformu” (ABGP)
“Birlik” ya da “Konfederasyon” kavramları yüksek entegrasyon ve bağlayıcı savunma yükümlülüğü çağrıştırır. Oysa bölge ülkeleri çok-vektörlü dış politika yürütmektedir. Bu nedenle daha esnek bir yapı gereklidir.
Önerilen kurumsal mimari, bağlayıcı kolektif savunma hükümleri içermeyen ve esnek işbirliği esasına dayanan çok katmanlı bir yapı olarak tasarlanmaktadır. Buna göre, en üst düzeyde yılda bir kez toplanacak bir Liderler Zirvesi, genel stratejik yönelimi belirleyecek ancak herhangi bir savunma yükümlülüğü doğurmayacaktır. Bu zirvenin altında, Türk Devletleri Teşkilatı ve GUAM sekretaryalarının temsil edildiği, ABD ve Avrupa Birliği’nin ise gözlemci statüsünde yer aldığı bir Kurumsal Ortaklar Konseyi oluşturulacaktır. Yapının operasyonel ayağını ise proje-temelli bir fon mekanizması oluşturacak; bu fon aracılığıyla Orta Koridor altyapısının geliştirilmesi, kritik mineraller alanında işbirliği, siber güvenlik koordinasyonu ve enerji hatlarının güvenliği gibi stratejik önceliklere yönelik somut projeler desteklenecektir.
V. Jeopolitik Sınırlılıklar
Böylesi bir bölgesel yapılanmanın önünde çeşitli jeopolitik ve yapısal sınırlılıklar bulunmaktadır. Öncelikle kolektif savunma içeren bir model, Rusya tarafından çevreleme girişimi olarak algılanabilir ve bölgesel gerilimleri artırabilir. Benzer şekilde Çin açısından da Kuşak ve Yol Girişimi ile rekabet eden bir blok görüntüsü oluşması stratejik rahatsızlık yaratabilir. Bunun yanı sıra, bölge ülkeleri arasındaki demokratik ve yarı-otoriter rejim farklılıkları normatif uyumsuzluklara yol açarak kurumsal derinleşmeyi zorlaştırabilir. ABD’de yönetim değişikliklerinin dış politika önceliklerini etkileyebilmesi de uzun vadeli kurumsal süreklilik açısından belirsizlik üretmektedir. Bu nedenle önerilen modelin bloklaşma veya kolektif savunma ekseninde değil, dayanıklılık, bağlantısallık ve proje-temelli işbirliği temelinde kurgulanması daha gerçekçi görünmektedir.
VI. Aynı İşleve Sahip Benzer Yapıların Kurulması TDT’nin İşlevselliği Sınırlayabilir
Bölgede benzer yapıya sahip farklı platformların sık sık gündeme gelmesi, çok taraflı dış siyasetin ve çok-vektörlü denge arayışlarının doğal bir sonucu olarak yorumlanabilir. Ancak bu tür oluşumların uzun vadede kurumsal dağınıklık yaratma, karar alma süreçlerini parçalama ve bölgesel önceliklerin netleşmesini zorlaştırma riski bulunmaktadır. Özellikle benzer gündem başlıklarına sahip paralel mekanizmalar, diplomatik enerjinin bölünmesine, kaynakların verimsiz kullanılmasına ve siyasi iradenin dağılmasına yol açabilir. Bu durum, zaten kurumsallaşma süreci devam eden mevcut örgütlerin -örneğin TDT’nin- derinleşme kapasitesini zayıflatabilir.
Zira, Orta Asya ve Güney Kafkasya’da TDT dışında yeni bir şemsiye yapının kurulması, doğru tasarlanmadığı takdirde TDT’nin kurumsal bütünlüğü ve görünürlüğü üzerinde bazı olumsuz etkiler doğurabilir. Bu durum, TDT’nin henüz konsolidasyon sürecini tamamlamamış kurumsal yapısının ağırlık merkezini zayıflatabilir ve üye ülkelerin önceliklerini farklı platformlara kaydırmasına neden olabilir.Bu açıdan bakıldığında, bölgede yeni bir örgüt inşa etmek yerine TDT’nin kurumsal kapasitesini güçlendirmek ve üçüncü ülkelerle işbirliğini TDT çatısı altında yürütmek daha reel ve sürdürülebilir bir seçenek olarak görünmektedir. Böyle bir yaklaşım hem kurumsal çoğalmayı engeller hem de TDT’yi bölgesel işbirliğinin ana platformu hâline getirir. Üçüncü ülkelerin gözlemci, stratejik ortak veya proje ortağı statüsünde TDT ile çalışması; teşkilatın meşruiyetini artırırken çok-vektörlü dış politika dengelerini de koruma imkânı sağlar. Bu nedenle yeni bir yapı kurmaktan ziyade TDT merkezli, modüler ve dışa açık bir işbirliği modelinin bölgesel gerçekliklerle daha uyumlu olduğu söylenebilir.
Sonuç
Öncelikle sürdürülebilir bir bölgesel mimari açısından, yeni platformlar üretmekten ziyade TDT’nin mevcut yapıların güçlendirilmesi, görev ve yetki alanlarının netleştirilmesi ve dış ortaklıkların bu çatı altında yürütülmesi daha rasyonel bir strateji olarak görünmektedir. Aksi hâlde “platform enflasyonu” olarak adlandırılabilecek bir durum ortaya çıkabilir ve bu da bölgesel bütünleşme yerine yapısal parçalanmayı teşvik edebilir.
Bununla birlikte ABD’nin Orta Asya ve Güney Kafkasya’ya yönelik artan ilgisi, konfederatif veya kolektif savunma temelli bir birlikten ziyade, modüler ve proje-bazlı bir bölgesel platform için zemin hazırlayabilir. TDT’nin genişleyen kurumsal kapasitesi ile GUAM’ın normatif çerçevesi, böyle bir yapının temelini oluşturabilir. Ancak bu yapı:
– Kolektif savunma içermemeli,
– Çok-vektörlü dış politika alanını daraltmamalı,
– Jeoekonomik işbirliğini merkezine almalıdır.
Dolayısıyla “Avrasya Barış ve Güvenlik Platformu” gibi bir oluşum, uygun tasarım ve dengeli diplomasi ile orta vadede mümkün görünmektedir.









